AHMED
DAVUDOĞLU
473 - 474
NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Bu hadisi Buhâri
«Kkâbu't-Tevhîd», «Kitabu'r-Rikaak» ve «Kitabu't-Tefsir» de, Nesai
«Kitabi't-Tefsir» de, İbni Mace «Kitâbu'z-Zühd» de tahriç etmişlerdir.
Hadis-i şerif Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in şefa'ât-i uzmâsı hakkındadır. Bu Şefâ'at
mahşerde insanlar hesaba çekilmek için durdukları zaman olacaktır. Makam-ı
Mahmud hakkında ulemânın kavilleri çoksa da Hafız îbni
Hacere göre bundan murad Şefaat-i Uzma denilen umumî şefaâtdır. Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in günahkârları cehennemden çıkarmak için
yapacağı şefaati bunun tâbüerindendir. Nevevî şefaatin beş yerde olacağını beyân etmiştir. Bunlar:
1 - Mahşer yerinde,
2 - Bazı kimseleri
hesapsız cennete koymak için,
3 - Azabı hak etmiş
kimselerin azabedilmemesi için,
4 - Günahkârların
cehennemden çıkarılması için ve.
5 - Derece yükseltmek
için yapılacaktır.
Şefaatin beşten fazla
olacağını söyleyenlerde vardır. Allah Teala'nın ilhamı ile şefâ'atçı aramak
kulların hatırlarına gelecek ve bu işe Adem (A.S.)'dan
başlayacaklardır. Adem (A.S.) cennette kendisine yasak
edilen ağaçtan yediğini ve bu suretle Allah'a karşı hatâ işlediğini söyleyerek
Özür dileyecektir. îbni bbas (R.A.)'dan rivayet edilen
bir hadiste Adem (A.S.)'ın : «Ben hatam yüzünden cennetten çıkarıldım.» diğer
bir hadiste de:
«Ben bir günah işledim
ve onun sebebiyle yeryüzüne indirildim.» Ebu Sa'id-i Hfudri 'den rivayet edilen diğer bir
hadisde:
«Ben bir günah işledim
ve onun sebebiyle yeryüzüne indirildim.» Sa'd b. Mansur'dan rivayet olunan
başka bir hadisde:
«Ben cennet-i Firdevsde
iken bir hata işledim, bugün kendim affolunsam bana o da yeter.» diyeceği rivayet olunur.
Ehl-i mahşer ondan sonra
Hz. Adem'in delâleti ile Nuh (A.S.)'a. müracaatla
giriftar oldukları dehşet ve sıkıntıdan kurtulmaları için Allah Teala nezdiride
kendilerine şefâ'atta bulunmasını rica edecekler. Fakat o da vaktiyle
kendisinin Allah'a karşı hata ettiğini bundan dolayı huzur-u ilâhide şefâ'at
talebinde bulunmaktan utandığını söyleyerek özür dileyecektir. Nuh (A.S.)'ın
hatasından murâdi: Kâfir olan kavminden hiç bir kimse bırakmamak şartiyle helak
etmesi hususunda Allah'a niyazda bulunmuş olmasıdır. Ondan sonra ehl-i mahşer
Hz. Nuh 'un delâleti ile İbrahim (A.S.) 'a müracaat edecekler fakat o da
vaktiyle günah işlediğini binaenaleyh şefâ'at için huzur-u ilâhiye çıkacak yüzü
olmadığını söyleyerek Özür dileyecek ve kendilerini Musa A.S.'a gönderecektir.
İbrahim (A.S.)'ın günahından murâd: vaktiyle putları kırdığı zaman kendi
kırdığını söylemiyerek:
«Belki onları büyük put
kırmıştır.» demesi; zevcesi Sâre için; «Kız kardeşimdir.» ifadesini kullanması; yıldızlara bakarak:
«Ben hastayım.» demesidir. Bunlar Kur'an-ı Kerîm'de
zikredilmişlerdir. Hz. Musâ dahi vaktiyle Allah'a
karşı günah işlediğini söyleyerek şefâ'atçı olmaktan özür dileyecek ve
kendilerini îsâ (A.S.) a gönderecektir.
Musa (A.S.) 'ın hatası
kıptiyi öldürmesidir. Beni İsrail 'den biriyle kavga eden bir kıptiyi ayırmak
için aralarına girmiş eliyle kıptiyi def etmek isteyince; kipti hemen ölmüştü.
Ehl-i Mahşer, İsâ (A.S.) 'a da müracaat edecek fakat,
o da özür dileyerek kendilerini âhır zaman Nebisi Muhammed Mustafa (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'e gönderecektir. Hadis-i şerifte İsâ
(A.S.)'ım Allah'a karşı işlenmiş bir hatası zikredilmemiştir. Nihayet mahşer
halkı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e müracaatla şefâ'atini niyaz
edecekler, o da bunu kabul ederek kendilerine şefâ'atte bulunacaktır. Şefâ'at
hususunda kendilerine müracaat edilen Nebilerin:
«Biz sizin zannettiğiniz
mevkide değiliz.» demeleri ya tevazu'larından yahut bu işin Resulullâh
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'e mahsus olduğunu bildiklerindendir.
Allah Teala ehl-i
mahşere evvelâ hazretti Adem (A.S.) ile diğer Nebilere
müracaatı ilham buyurarak bizim Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'i
en sona bırakmasındaki hikmet — Allahu â'lsm— Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'in faziletini göstermektir. Çünkü evvelâ ona müracaat etseler derhal
şefaati kabul ederdi. Bu suretle diğer Nebilerden birine müracaat etsek, o da
bize şefaat ederdi; zannı hasıl olabilirdi. Fakat
evvelâ birer birer onlara müracaat ederek iş Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'de karar kılınca, bu işin yalnız ona mahsus olduğunu anlamış olacaklar.
Bu da Nebiimiz Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'\n Allah Teala
nezdinde en yüksek makamı haiz ve peygamberan-ı izanı içinde ona en mahbup O
olduğuna delildir. Bu hâdise onun bütün insanlardan ve sair mahlukattan,
hattâ bütün meleklerden efdal olduğuna delâlet eder. Çünkü Şefa'ât-ı uzmâ namı
verilen bu büyük işi bütün mahlukat içinde ondan başka
üzerine alan bulunmayacaktır.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) 'in Şefaat teklifini bir sözle kabul etmesi bu makamın ve bu
kerametin yalnız kendisine mahsus olduğunu bildiğindendir.
Şefaat hususunda
babalardan başlanmış tedricen büyükten küçüğe oğullara gidilmiştir.
Fıkıh ve usül-i Fıkıh
âlimleriyle diğer ulemâ Nebilere günah işlemenin caiz
olup olmaması hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bu meseleyi Kaadi İyâz şöyle
hulâsa eder: «Nebilere nübüvvet geldikten sonra küfür
etmeleri bilittifak caiz değildir. Onlar küfürden ma'sumdur-lar. Nübüvvet
gelmezden önce onlar hakkında küfrün caiz olup olmadığı ihtilaflıdır. Sahih
kavle göre; bu da caiz değildir.»
Günah işlemelerine
gelince büyük günahlardan ma'sum oldukları yine ittifakidır. Yalnız bu
ma'sumiyetin akıl yolu ilemi yoksa şeriat yolu ile mi olduğunda ihtilâf
edilmiştir. Üstad Ebu İshak ile diğer bazı ulemâya
göre mucize delili muktezası olarak Nebianı îzâm'in büyük günah işlemeleri
imkânsızdır. Kaadi Ebubekir ile ona muvafakat edenlere göre onların büyük günah
işlememesi icma' tarikiyle sabittir. Mutezile; taifesine göre ise aklen büyük
günah işleyemezler.
Keza kavlen tebliğ
ettikleri hükümler hususunda Nebiler bi-l icma' ma'sumdurlar. Fiîli tebligat hususunda ihtilâf vardır. Bazılarına göre; bu
hususta da ma'sumdurlar. Sair insanlara caiz olan yanılma ve unutma gibi şeyler
onlar hakkında caiz değildir.
Bunlar yerlerinde
görüleceği vecihle Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namazda
yanıldığını bildiren hadislerle, emsali hadisleri te'vil ederler. Ehl-i
tasavvufun mezhebi budur.
Cumhuru ulemâya ve ekser-i muhakkikine göre; fiilde hata hem caiz
hemde vadidir. Nevevi : - «Hak olanda budur» der. Yalnız onların hataları Allah
tarafından kendilerine tenbih olunun Cumhura göre; hataları derhal bazılarına
göre ise; vefatlarından önce tenbih olunur. Tâ ki
doğruyu tebliğ müddetleri geçmeden tebliğ etmiş olsunlar.
Nebiler mürüvvete manî ve insanı küçük düşürerek itibarını sarsacak küçük
günahlardan bilittifak ma'sumdurlar. Sair küçük günahlardan ma'sum olup
olmadıkları ihtilaflıdır. Selef ve Halefin Fıkıh, Hadis ulemâsının
ekserisine göre böyle günahlar Nebiler hakkında hem caiz hem vaki'dir.
Delilleri bu bâbtaki âyet ve hadislerin zahirleridir.
Ehl-i tahkik ulemâdan bir cemaatla bazı Fıkıh ve Kelâm
ulemâsına göre peygamberler büyük günahlardan olduğu gibi bilcümle küçük
günahlardan da ma'sumdurlar. Bu zevat Nebilerden küçük günah sâdır olduğunu
bildiren âyet ve hadisleri ya tevil ederler yahut
onları sehven veya te'vil suretiyle yahut Nebilik gelmezden önce yaptıklarına
hamlederler. Nevevi diyor ki: «Hak olan da budur.
Çünkü Nebilerin- küçük günah işledikleri sabit olsa fiillerinde takrirlerinde
ve bir çok kavillerinde bizim onlara uymamız lâzım
gelmezdi. Halbuki bu söylediklerimiz hususunda onlara
uymak lâzım geldiğinde hiç bir hilaf yoktur. Ulemâ
ancak onlara uymanın vacip mi, mendup mu yoksa mubah mı olduğunda ihtilâf
etmişlerdir.»
Kaadi Iyâz da şunları
söylemektedir: «Bazılarının bu mezhebi bid'at
taifelerinden Mu'tezile ile Haricîlere nispet etmesi seni ürkütmesin.
Çünkü onların münazara
ettikleri yer küçük günahlar sebebiyle tekfirdir. Biz bu mezhepten Allah
Teâlâ'ya teberri eyleriz. Nebiler hakkında zikir edilen şu hatalara bak!... Adem (Aleyhisselâtü Vesselam)
unutarak yasak olan ağaçtan yemiş. Nuh (A.S.) kâfir olan kavmine beddua etmiş.
Musa A.S. katline memur olmadığı bir kâfiri öldürmüş. İbrahim A.S. Küffara
karşı kendini müdafa'a için tevriyeli konuşmuştur. Bunların hiç birisi
Nebilerden başkaları için günah sayılmaz. Lâkin bu Nebiler mezkur
hatalardan korkmuşlardır. Çünkü bunlar Allah'ın emriyle yapılmış şeyler
değildi. Hatta bazılarını ma'rifetullah derecelerine göre Allah Teala muaheze
bile buyurmuştur.»
Resulullâh (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Nuh (A.S.) ı ilk resul diye tavsif buyurmuştur. Bu bâbda Ebu
Abdillâh Mâzirî şunları söylüyor: «Tarihçiler îdris
(A.S.) Hz. Nuh'un dedesi diye zikir
ederler. İdris (A.S.)'in da resul olduğu delille ispat edilirse tarihçilerin
sözü doğru olmamak icap eder. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Âdem 'in
dilinden Hz. Nuh'un ilk resul olduğunu haber vermiştir. îdris
(A.S.) mürsel olmayan Nebi ma'nasına almak da doğrudur» Kaadi Iyâz'ın beyanına
göre Idris'in îlyas olduğunu ve Benî İsrailin bir Nebisi olduğunu söyleyenler
vardır. Eğer hakikât bu merkezde ise i'tiraz sâkıt
olur. Nitekim Kaadi Iyâz da: «Böyle denirse Adem'le
Şit (A.S.) ve onların olup olmadığı hakkındaki i'tirazda sakıt olur. Velevki
Resul olsunlar. Çünkü Âdem (A.S.) yalnız oğullarına Resul gönderilmişti. Onlar
da kâfir değildiler. Hz. Adem onlara iman ve Allah'a
Nitekim Kaadi Iyâz da: «Böyle denirse Adem'le Şit (A.S.)'da öyle idi. Halbuki
Nuh {A.S.) yer yüzünün bütün kâfirlerine Resul gönderilmişti...» diyor.
Hadiste İbrahim (A.S.)'a
Halilullah, Musa (A.S.)'a Kelimullah, İsa (A.S.)'a da Ruhullah denilmiştir.
Yine Kaadi Iyâz'ın beyanına göre Halil kelimesi Hülleden alınmıştır ki ihtisas
ve bir şeyin safisini seçmek manâsına gelir. Bazıları
bu kelimenin aslı hacet manâsına gelen «hâleltu» den
alındığını ve inkıta' ma'nâsına geldiğini söylemişlerdir. Bu takdirde İbrahim
A.S.'a Halil denilmesi hacetini yalnız Allah Teâlâdan beklediği içindir.
Bazıları Hüllenin halis sevgi manâsına geldiğini
diğerleri Muhammed ve EItaf demek olduğunu söylerler. İbnü'l-Enbari:
Haliü: «Tam sevgi ile
seven ve sevginin hakkını ödeyen sevgili; sevgilerinde noksan ve kusur
bulunmayan sevgili» diye tarif etmiş Vahidî, bu
tarifin muhtar olduğunu çünku Allah Teâlâ'nm İbrahim (A.S.)'ın Halili İbrahim
'inde Allah'ın Halili olduğunu halbuki hacet manâsına gelen hülleden alınırsa
Allah'a İbrahim'in halili denilemiyeceğini söylemiştir.
Musa (A.S.)'a ehl-i
sünnetin icmâî ile (kelîmullah) denilmiştir. Çünkü Musa (A.S.) Allah Teala ile
vasıtasız olarak konuşmuştur. Kelîm fa'îl vezninde
ismi fail olup konuşan manasınadır.
İsa (A.S.)'a Ruhullah ve
Kelimetullah denilmiştir. RuhuIIah denilmesinin vechi ya onun hakkında Allah
Teala «Ruhumuzdan üfürdük» buyurduğu yahut İsâ (A.S.)'ın dirilttiği ölülerde
ruh hasıl olduğu içindir. Kelimetullah denilmesi ise
Allah'ın: *ol» kelimesi ile vücut bulduğu içindir.
Zemahşerî:
îsâ (A.S.) kelimetullahtır. Çünkü baba ve
nutfe vasıtası ile değil Allah'ın emri ve kelimesi ile vücut bulmuştur.
Ruhullahtır. Çünkü ruh sahibidir. Ruh sahibi olan bir kimsenin bir cüz'unden
meselâ diri olan babadan ayrılan nutfeden hasıl olmuş
değildir... diyor. İsâ (A.S.)
mahşer halkına:
«Muhammed (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in gelmiş geçmiş bütün günahları mağfiret buyurulmuş olan (o
has) kula gidin.»diyecektir. Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in
gelmiş geçmiş günahlarından murad ne olduğu ulemâ
arasında ihtilaflı bir meseledir. Bazıları geçmiş günahlardan murad kendisine
Nebilik gelmezden önceki günahları sonrakilerden muradda Nebi olduktan sonra
işledikleridir. Diğer bazıları bu sözden maksat ümmetinin günahlarıdır
demişlerdir. Bu takdirde cümlenin manâsı ümmetin
bazısının günahlarının affedilmesi yahut bütün ümmetin cehennemde ebedi
kalmaktan selâmetidir. Bir takımları gelmiş geçmiş günahlardan murad Resulullâh
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in yanılarak veya te'vil ederek yaptığı
işlerdir, demişlerdir. Kuşeyri bu kavli ihtiyar etmiştir. İsâ
A.S.ın geçmiş sözünden murad:
«Adem
(A.S.)'ın hatası gelecekten murad da Nebinin ümmetinin günahlarıdır* diyenler
bulunduğu gibi bu sözden murad:
«Günahın olmuş olsa
affedilirdi muahaza olunmazdın» manasınadır. Diyenler de vardır.
«Bunun üzerine bana gelecekler. Ben Rabbimin huzuruna çıkmak
için İzin istiyeceğim, bana izin verilecek.» cümlesini
Kaadi Iyâz şöyle tefsir etmektedir:
«Bunun manâsı —Allah-u Alem— bana vadedilen şefâ'atla makam-ı mahmuda izin
verilecektir» demektir. Makam-ı Mahmudu Allah ona tahsis etmiş ve kendisini
orada ba's buyuracağını bildirmiştir. Enes ve Ebu Hureyre hazeratımn
rivayetlerinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in secde ederek hamd-ü
senada bulunduktan ve şefaat hususunda kendisine izin verildikten sonra
«Ümmetim, ümmetim...» diye söze başlıyacağı bildirilmiştir. Bu hadisin Huzeyfe
(Radiyallahu anh) rivayetinde : «Bunun üzerine
Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelecekler. O ayağa kalkacak ve
kendisine şefâ'at babında izin verilecek; emanetle rahim gönderilerek biri
sıratın sağına diğeri soluna duracaklar ilk sırattan geçenler şimşek sürati ile
geçecekler...» denilmiştir. Bu suretle hadis muttasıl
oluyor çünkü insanların Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e müracaatları
mahşerde mevkıf denilen bekleme yerlerinde ve kulların hesabı görüldüğü zamana
aittir. Ondan sonra Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ümmeti ve
ümmetinin günahkârları hakkındaki şefâ'atına, Nebilerin, meleklerin ve diğer
şefâ'at ehlinin şefâ'atlarına sıra gelir.»
Kaadi Iyâz bu sözleri
ile Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve, Sellem) 'in
mahşerde; biri mahşerin dehşetinden halkı rahata kavuşturmak, diğeride sırat
üzerinde günahkâr mu'minlere aid olmak üzere iki yerde şefâ'at edeceğini
birinciye Makam-ı Mahmud ve şefâ'at-ı uzmâ denildiğini, hadislerin buna ve
Nebilerden başkalarının da şefâ'at edeceklerine delâlet ettiğini anlatmak
istemiştir.
İmam-ı Gazali:
«Dürretü-l.Fahire fi Ulumi'l-Ahire» adlı eserinde mahşer halkının Hz Adem'le diğer Nebilere müracaatları arasında biner sene
zaman bulunduğunu söylemiştir. Bazıları bunun aslına eremediklerinden
bahsederek Gazali’ye ta'n etmiş ve:
« GazaIî bu kitapta bir çok aslı olmayan hadisleri rivayet etmiştir; bunların
hiç birine aldanma» demişlerse de Buhârî Sarihi Ayni Buna itirazla:
«Gazali'nin celâlet-i kadri bu söylenenlere münafîdir. Mezkur hadislerin asıllarına erememek başkalarının da
erememesini istilzam etmez. Bu Kaail Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
'den gelen bütün hadisleri ihata etmemiştir ki bunların aslına eremedim
iddiasında bulunabilsin» demiştir.
«Yani; kendilerine ebediyyen
cehennemde kalmak, vacip olanlardan başka kimse kalmadı» cümlesi ondan Önceki:
«Ya Rabbi! Kur'ân'ın hapsettiklerinden başka kimse kalmadı.» cümlesinin tefsiridir. Bu tefsiri Katade yapmıştır.
Nitekim İmamı Müslim rivayetin son cümlesinde bunun Katade tarafından
yapıldığını tasrih etmiştir. Hz. Katade'nin yaptığı tefsir doğrudur. Bunun manâsı cehennemde Kur'an-ı Kerim'in ebediyyen kalacaklarını
«Hiç şüphe yok ki, Allah
kendisine şirk koşma kabahatini afvetmez.» buyurmuştur. Mezkur
âyet-i kerime ehl-i hakkın mezhebine delildir. Çünkü Selef-i salihin imanla
Ölen bir kimsenin cehennemde ebedî kalmayacağına ittifak etmişlerdir.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)''in huzur-u Rabbül âleminde yapacağı secdenin ne kadar devam
edeceği bu hadiste bildirilmemiş.
«Allah dilediği kadar
beni secde halinde bırakacak.» buyurulmuşsa da Hz .
Ebu Bekr Sıddîk (Radiyallahu anh) rivayetinde bu secdenin bir hafta kadar devam
edeceği bildirilmiştir. Fahri Kâinat şefâ'atinin sınırlı olduğunu beyan ederek:
«Rabbim bana bir hudut
tayin edecek (o hudut dahilindeki) insanları
cehennemden çıkaracağım...» buyurmuştur. Yani şafâ'atın her nev'inde kendisine
bir hudut tayin edilecek ancak o hudut dahilindeki
insanlara şefâ'at edecektir. Meselâ: Cemaata gitmeyenler hakkında şefâ'at
edeceksin denilirse yalnız onlara şefâ'at decek, yahut
içki içenler, zina edenler hakkında şefâ'at edeceksin denilirse yalnız onlara
şefâ'atta bulunacak.